Nafaka Artırım Davası Yargıtay Kararı

Nafaka Artırım Davası Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY

22.Hukuk Dairesi

Esas:  2016/13219

Karar: 2016/11931

Karar Tarihi: 20.06.2016

BOŞANMA DAVASI – TARAFLARIN GERÇEKLEŞEN SOSYAL VE EKONOMİK DURUMLARINA NAFAKANIN NİTELİĞİNE GÜNÜN EKONOMİK KOŞULLARINA GÖRE DAVACI KADIN YARARINA TAKDİR EDİLEN YOKSULLUK NAFAKASININ AZ OLDUĞU – HAKKANİYET İLKESİ – HÜKMÜN BOZULMASI

ÖZET: Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerektiğinden hükmün bozulması gerekmiştir.

(4721 S. K. m. 174) (6100 S. K. m. 129, 141) (YHGK. 20.04.2016 T. 2014/2-695 E. 2016/522 K.)

Dava ve Karar: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından, kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi, yoksulluk nafakası miktarı, müşterek çocuklar…. ve….nin velayetleri yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Dosya kapsamından davalı erkeğin davaya karşı cevap dilekçesi sunmadığı, tahkikat aşamasında davacı kadının birlik görevlerini yerine getirmediğini iddia ettiği, mahkemece sorumluluklarını yerine getirmeyen tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu olduğu kanaatine varılarak davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadın lehine yoksulluk nafakasına hükmedildiği, velayetlerin davalı erkeğe verildiği, kadının tazminat taleplerinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi’’ başlıklı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 141. maddesi “(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” şeklindedir.

Anılan maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir ….şüphesiz bu imkan, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi için söz konusudur. İkişer dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Ön inceleme aşamasında, ancak karşı tarafın açık muvafakati (veya ön inceleme duruşmasına taraflardan birisinin mazeretsiz gelmemesi) durumunda iddia veya savunmaların genişletilmesi yahut değiştirilmesi kabul edilmiştir. (YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 20.04.2016 tarih, 2014/2-695 Esas 2016/522 karar sayılı ilamı) Bu durumda; dava dilekçesinin davalıya 14.07.2014 tarihinde usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesinden sonra süresi içerisinde cevap dilekçesi verilmediğinden savunmanın dayanağı olarak süresinde ileri sürülen bir delil (HMK m. 129/1-e) bulunmadığından yerel mahkemenin davalıya delil göstermesi için süre vermesine yasal olarak imkân bulunmadığının kabulü gerekir.

Hal böyle olunca; süresinde cevap dilekçesi vermeyerek delillerini bildirmeyen davalı tarafın iddia ve savunmaları dikkate alınarak davacı kadına kusur yüklenmesi doğru görülmemiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda birlik görevlerini yerine getirmeyen, alkol ve kumar alışkanlığı olan, eşine ve eşinin ailesine hakaret eden davalı erkek tam kusurlu olup, davacı kadın yararına Türk Medeni Kanununun 174/1-2. maddesi koşulları oluşmuştur. Hal böyle iken mahkemece tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi ve bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davacı kadının maddi- manevi tazminat taleplerinin reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

3-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Nafaka Artırım Davası bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. Ankara Avukat 20.06.2016

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

https://ilkayuyarkaba.av.tr | Avukat | Arabulucu Avukatlar | Ankara Arabulucuk | Ankara Arabulucular | Ankara İcra Avukatı | Ankara Boşanma Avukatı | Boşanma Avukatları | Dosya Masrafı İadesi |